4.01.2018

Senaristler Birliği Ödülleri için adaylar belirlendi



Oscar öncesi Hollywood'da hemen her meslek birliği kendi ödülleri dağıtıyor malum. Amerikan Senaristler Birliği (WGA) Ödülleri için de adaylar belirlenmiş durumda. Tıpkı Oscar ödüllerinde olduğu gibi orijinal ve uyarlama senaryo dallarında ödül veren WGA bunlara ek olarak belgesel dalında da bir ödül veriyor. İşte adaylar:


Orijinal Senaryo 

"The Big Sick" (Emily V. Gordon, Kumail Nanjiani)
"Get Out" (Jordan Peele)
"I, Tonya" (Steven Rogers)
"Lady Bird" (Greta Gerwig)
"The Shape of Water" (Guillermo del Toro, Vanessa Taylor)


Uyarlama Senaryo

"Call Me By Your Name" (James Ivory)
"The Disaster Artist" (Scott Neustadter, Michael H. Weber)
"Logan" (Scott Frank, James Mangold, Michael Green)
"Molly's Game" (Aaron Sorkin)
"Mudbound" (Virgil Williams, Dee Rees)


Belgesel Senaryosu

"Betting On Zero" (Theodore Braun)
"Jane" (Brett Morgen)
"No Stone Unturned" (Alex Gibney)
"Oklahoma City" (Barak Goodman)

Ödüller 19 Şubat'ta sahiplerini bulacak.

2017'nin en iyi film afişi...



Doğrusunu isterseniz Alexander Payne imzalı "Downsizing" henüz ülkemizde vizyona girmedi ama ben bu afişi görür görmez yılın en iyileri arasına kaydettim. Belki de en iyisi... Normalde bir film afişinin en alt kısmında neredeyse okunamayacak kadar küçük yazılarla verilen künye kısmı burada filmin konusuna uygun şekilde küçülmüş bir Matt Damon sayesinde devleşmiş. Tek kelimeyle dahiyane!

Cannes'da jüri başkanı Cate Blanchett


71. Cannes Film Festivali'nin jüri başkanlığını Avustralyalı oyuncu Cate Blanchett üstlenecek. Oscarlı oyuncu böylece bu görevi üstlenen 10. kadın olacak. Blanchett'dan önce oyuncular Olivia de Havilland (1965), Sophia Loren (1966), Michele Morgan (1971), Ingrid Bergman (1973), Jeanne Moreau (1975 and 1995), Francoise Sagan (1979), Isabelle Adjani (1997), Liv Ullmann (2001), Isabelle Huppert (1999), ve bugüne kadar bu görevi üstlenen ve Altın Palmiye'yi kazanan tek kadın yönetmen olan Jane Campion Cannes'da jüri başkanlığı yapmıştı.


2 Oscar'ı var
Kariyeri boyunca hem bağımsız filmlerde hem de stüdyo yapımlarında rol alan Cate Blanchett "Yüzüklerin Efendisi" üçlemesi başta olmak üzere, "Elizabeth", "Babil", "The Good German", "Manifesto", "Becerikli Bay Ripley" gibi filmlerle ünlenmişti. Oyuncu 2004 yılında Katharine Hepburn'ü  canlandırdığı "The Aviator" ile En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscar'ını almış ve başka bir oyuncuyu canlandırarak Oscar kazanan ilk oyuncu olmuştu. Blanchett 2012 yılında da Woody Allen imzalı "Blue Jasmine" ile En İyi Kadın Oyuncu Oscar'ını da kazanmıştı.

71. Cannes Film Festivali 8 - 19 Mayıs tarihleri arasında yapılacak. Jüri başkanının açıklanmasının ardından sıra yılın afişinde elbette. Her yıl olduğu gibi bu yuıl da Cannes'ın sinema tarihinden bir figürü af,işe taşıyacağına şüphe yok. Ve tabii ardından bu yılın filmleri (muhtemelen Nuri Bilge Ceylan imzalı "Ahlat Ağacı" da listede olacak) ve jürinin geri kala isimleri gelecek.

30.12.2017

2017'nin en iyi filmleri

2017'nin en iyi filmleri listesini bu yuıl yabancı ve yerli olmak üzere 2'ye ayırdım ve özellikle yabancı filmler kısmında bir hayli zorlandım. Nitelik açısından çok yüksek bir yıl mıydı derseniz, hem evet hem hayır. Zaten listeyi incelediğinizde de anlayacaksınız, ama yabancı filmlerin yerlilere kıyasla daha fazla öne çıktığı bir yıldı, orası kesin. Başlayalım.

Yılın En İyi 10 Filmi (yabancı)

10. Logan: Wolverine

Y: James Mangold

9. Tramontane (Dağların Ardında)

Y: Vatche Boulghourjian

8. Personal Shopper (Hayalet Hikâyesi)

Y: Olivier Assayas

7. Forushande (Satıcı)

Y: Asghar Farhadi

6. Blade Runner 2049

Y: Denis Villeneuve

5. American Honey

Y: Andrea Arnold

4. Moonlight (Ayışığı)

Y: Barry Jenkins

3. Get Out (Kapan)

Y: Jordan Peele

2. Lady Macbeth

Y: William Oldroyd

1. Toni Erdmann

Y: Maren Ade

Yukarıdaki filmlerin dışında; Rock'n Roll, Gifted (Deha), Elly Hakkında, Good Time (Soygun), Mancherster by the Sea (Yaşamın Kıyısında), David Lynch The Art Life, Happy End (Mutlu Son) ve maalesef hâlâ izleyemediğim The Square, The Killing of a Sacred Deer (Kutsal Geyiğin Ölümü) ve The Other Side of Hope (Umudun Öteki Yüzü) gibi filmler de muhtemel bir ikinci 10 oluştururdu herhalde.

Gelelim yerli filmlere

--------------------------

Yılın En İyi 10 Filmi (yerli)

10. Taş 

Y: Orhan Eskiköy

9. Blue 

Y: Sertan Ünver

8. Tarla 

Y: Cemil Ağacıkoğlu

7. Tereddüt

Y: Yeşim Ustaoğlu

6. İşe Yarar Bir Şey

Y: Pelin Esmer

5. Sarı Sıcak

Y: Fikret Reyhan

4. Kaygı

Y: Ceylan Özgün Özçelik

3. Koca Dünya

Y: Reha Erdem

2. Babamın Kanatları

Y: Kıvanç Sezer

1. Körfez

Y: Emre Yeksan
Yerli sinemada kadın yönetmenlerin ve yeni sinemacıların ön planda olduğu bir yıldı, bu8 anlamda manzara sevindirici. Ama nitelikli işlerin sayısı ne yazık ki çok değildi, bu da 100'den fazla filmin çekildiği ülkemiz adına üzücü bir durumdu elbette. Belgesel sinemada da iyi işlerin olduğu bir yıldı ve henüz izleyemediğim Benim Varoş Hikâyem ve yurt dışında 9 ödül alan (almaya da devam edecek şüphesiz) Meteorlar (Gürcan Keltek) çokça ses getirdi. Meteorlar vizyona girer mi bilemem ama yurt içinde ve ya dışında bir festivalde yakalarsanız mutlaka izleyin, sinemamız için devrim niteliğinde bir film olduğunu teslim edeceksiniz.

Not: Yerli filmler için 1 Aralık 206 - 1 Aralık 2017 arası baz alındı.



20.05.2017

Cannes ve Netflix çekişmesinde son durum



"Bana tam bir özgürlük tanıdılar"

Cannes Film Festivali bu yıl çok ilginç bir tartışmaya sahne oluyor. Buna tartışma demek ne kadar doğru gerçi onu da bilmiyorum, zira iş iyiden iyiye bir savaşa dönüşmeye başladı. Özetleyecek olursam, internet tabanlı yayıncılık yapan Netflix bir süredir önemli yönetmenlerin sinema filmlerine de finans sağlamaya başladı (örnekse Martin Scorsese) ve haliyle bu filmlerin de ilk gösterim hakkını rezerve etmiş oldu. Yani Scorsese bir sonraki filmini Netflix parasıyla çektiğinde bu filmin ilk gösterim hakkını da salon dağtımcılarına değil Netflix'e verecek ve film geniş kitlelere ilk olarak internet üzerinden ulaşacak.


Cannes'daki mesele ise şu: Altın Palmiye için yarışan "Okja" (Bong Joon-ho) (bir de festivalin market bölümünde görücüye çıkan "Godesses in the Flames of War" adlı Çin filmi var) tuhaf bir şekilde jüri başkanı Pedro Almodovar tarafından dışlandı. Almodovar yazılı bir açıklama okuyarak "Şahsen sinema salonlarında gösterilmeyecek bir filmin Altın Palmiye almasını doğru bulmuyorum" dedi. Yine aynı günlerde Cannes Film Festivali'nin yeni bir kural getirerek gelecek yıldan itibaren sadece ilk gösterimlerini Fransa'daki salonlarda yapmayı kabul eden filmlerin seçkiye dahil edileceğini açıklaması da işe tuz biber ekti. Öte yandan "Okja"nı basın gösteriminde yaşanan bir teknik aksaklık yüzünden filmin yuhalanması ve 15 dakikalık bir aradan sonra yeniden gösterimin başlatılması da işin bir başka ilginç yanı. Dahası da var: netflix'in diğer filmi de yine "teknik aksaklıklar" yüzünden gösterim programından çıkarılmış durumda. Bunda bir kasıt arayacak değilim elbette ama, şunu da sormadan edemiyor insan: Neler oluyor orada?

Şimdilik son sözü "Okja"nın yönetmeni Bong Joon-ho'ya bırakalım: "Nettflix'tekiler bana büyük bir destekte bulundular. Filmin bütçesi bir hayli büyüktü ve böylesi bütçeleri sinemacılar nadiren bulurlar. Doğrusu Netflix'le çalışmayı çok sevdim. Oyuncu seçiminde, çekimde ve kurguda bana tam bir özgürlük tanıdılar. Hiç baskı yapmadılar. Onlardan gelen hiç bir kısıtlama olmadı. Muhteşem bir deneyimdi benim için."

Bogdanovich'ten Keaton belgeseli



Cannes zamanı irili ufaklı haberler yağar her sene ve bu yıl da durum farklı değil. Alın size ilginç bir haber: Amerikalı sinemacı Peter Bogdanovich beyazperdenin en büyük efsanelerinden Buster Keaton hakkında bir belgesel çekecek. Henüz küçük bir çocukken vodvillerde sahne almaya başlayan ve ardından önce kısa, sonra uzun filmlerle sinemaya geçiş yapan Buster Keaton zorlu ama unutulmaz bir hayat yaşamıştı. Bogdanovich'in çekeceği belgesel hakkında şimdilik sadece yapımcısının Charles S. Cohen (Cohen Group) olacağını biliyoruz.

25.04.2017

Bambaşka bir Heath Ledger



Tribeca Film Festivali'nde izleyiciyle buluşan ve genç yaşta hayata veda ederek Hollywood'da büyük bir şok dalgasına sebep olan Heath Ledger'ın kendi kamerasıyla çektiği görüntülerden montajlanan "I Am Heath Ledger" adlı belgesel yeni bir tartışma yaratmış durumda. Hatırlanacağı üzre Heath Ledger bundan 9 yıl önce, henüz 28 yaşındayken, yanlışlıkla fazla miktarda aldığı ağrı kesici ve uyku hapı yüzünden hayata veda etmişti. O zamandan beri de yaygın kanı genç aktörün ciddi bir depresyonun pençesinde olduğu ve mutsuz bir hayat sürdüğü yönündeydi. Oysa "Brokeback Mountain" ile büyük övgüler alan ve "The Dark Knight" ile ölümünden sonra bir de Oscar kazanan Ledger, "I Am Heath Ledger" adlı filmdeki anlatılanlara bakılırsa son derece mutlu bir hayat sürüyormuş. Adrian Buitenhuis ve Derik Murray'in imzalarını taşıyan filmde görüş bildiren isimlerden Ledger'ın eski menejeri Steve Alexander "Heath çok mutlu ve hayat doluydu. Elbette sorunları vardı ama bir yere gitmeye niyeti yoktu" diyerek genç oyuncunun intihara meyilli olduğu görüşünü yalanlıyor. Filmde Ledger'ın yakın dostları Naomi Watts, Ben Harper, Ben Mendelsohn ve Ang Lee gibi tanınmış isimlerin de görüşlerine yer verilirken, eski nişanlısı ve kızı Matilda'nın annesi Michelle Williams yer almıyor. Williams'ın desteğinin film için çok önemli olduğunu belirten Murray "Ama kamera karşısına geçmek istemedi" diyor. "I Am Heath Ledger" muhtemelen ülkemizde vizyona çıkmayacak ama belki festivallerden birinde izlesek hiç de fena olmaz hani.


7.04.2017

Ian McKellen o sahneyi anlattı



İstanbul Film Festivali'nde Onur Ödülü alan Sir Ian McKellen az önce Boğaziçi Üniversitesi'nde düzenlenen bir söyleşi etkinliğinde izleyicilerin karşısına çıktı. Melis Behlil'in moderatörlüğündeki söyleşide izleyicilerden birini sorduğu bir soru üzerine McKellen kendisine dünya çapında büyük bir şöhret getiren Gandalf rolünü canlandırdığı The Lord of the Rings'in en unutulmaz anlarından biri olan ve "You sahll not pass!" repliğiyle akıllara kazınan sahne için şunları söyledi: "Her şeyden önce ben o köprünün üzerinde değildim. Bir stüdyodaydım ve karşımda da bir çubuğun üzerine tutturulmuş sarı bir tenis topu vardı. Tenis topu Balrog'du ve ben Peter Jackson'a 'Bu Balrog' neye benziyor diye sordum. O da bana 'Henüz karar vermedik' dedi. 'Korkunç bir canavar olacak, sen tenis topuna bakarak konuş' dedi ve ben de öyle yaptım: 'Geçmeyeceksin!'... İşin aslı J.R.R. Tolkien öyle yazmamış. O 'You can not pass' (Geçemezsin) yazmış, bense 'You shall not pass' (Geçmeyeceksin) demişim.

Bu noktada hemen şunu söyleyeyim, işte sinema tarihi bu tür yanlışlıklarla yazılmıştır. Bana sorarsanız McKellen'ın yanlışlıkla söylediği sözler çok daha etkili, Tolkien fanatikleri kızmasın ama. Aktör sezgisi burada büyülü bir anın yaratılması için son derece faydalı olmuş bence.

29.03.2017

Cannes'ın afişinde Claudia Cardinale var



"Claudia gülüyor, Claudia dans ediyor, Claudia yaşıyor!". 70. Cannes Film Festivali'nin bugün görücüye çıkan afişini bu sözlerle duyuruyor festival yönetimi. Bu yılki afişte yer alan İtalyan sinemasının dünyadaki en tanınan yıldızlarından biri olan Claudia Cardinale böylelikle 70. yılında Cannes'ın simgesi oldu. Daha önce Marilyn Monroe, Faye Dunaway, Paul Newman gibi yıldızların da yer aldığı afiş için Cardinale'nin 1959 yılından kalma bir fotoğrafı kullanıldı. Cardinale'nin dans ederken çekilmiş bir fotoğrafının kullanıldığı afişle ilgili bir de ilginç bir tartışma çıktı. Fotoğrafın orijinalini (aşağıda görebilirsiniz) bulan internet kullanıcıları afişte photoshop marifetişyle Cardinale'nin bacaklarının inceltildiğini, bunun da fena halde seksist bir tavır olduğunu ileri sürerek öfke dolu mesajlar yayınladılar. Jüri başkanlığını Pedro Almodovar'ın üstleneceği 70. Cannes Film Festivali 17 - 28 Mayıs tarihleri arasında yapılacak.


8.02.2017

Dönüşü muhteşem olacak


Bu da bir temenni elbette, ama olsun, Jack Nicholson dönsün de, her hâlükârda muhteşem olur o dönüş. Mesele şudur, Jack Nicholson uzunca bir süredir ara verdiği (en son 2010'da bir filmde oynamıştı yanılmıyorsam) sinemaya son derece iştah açıcı bir rolle geri dönüyor. Geçen yılın en beğenilen, en çok övgü toplayan filmlerinden biri olan Toni Erdmann'da başrolü oynayacağı açıklanan ünlü aktör muhtemelen rolün cazibesine dayanamadı. İzlemeyenlere tavsiyem şu sıralar memleketimizin az sayıda salonunda gösterimde olan filmi kaçırmasınlar. Açıkçası orijinal filmde Toni Erdmann rolünü oynayan Peter Simonischek olağanüstü bir performans sergilemişti ve Nicholson'ın o performansın üstüne çıkması çok da kolay olamayacak. Aynı şey filmdeki diğer başrolü üstlenecek Kirsten Wiig için de geçerli. Sandra Hüller'in (ki bence filmin asıl kahramanıydı) akıllardan silinmeyecek denli üstün oyunculuğu Wiig için bir meydan okuma olacak. Şunu da belirtelim filmin henüz bir yönetmeni yok, yani ne zaman izleriz bilemeyiz.

6.02.2017

Damien Chazelle'in Oscar'ı kesin gibi


DGA, nam-ı diğer Amerikan Yönetmenler Birliği 1950'den bu yana verdiği yılın yönetmeni ödülünü bu yıl Damien Chazelle'e verdi. "La La Land" ile yılın en çok sükse yapan isimlerinden biri olan genç yönetmen böylece Oscar için de tüm rakiplerinin bir kaç adım önüne geçmiş oldu. Malumunuz, geçen 66 yıl içinde DGA ile Oscar'ın En İyi Yönetmen ödülleri sadece 7 kez farklılık göstermiş. En son 2012'de DGA'nın ödülünü alan Ben Affleck ilginç bir şekilde Akademi'nin aday listesinde yer almamış ve bu durum bir sürpriz olarak kayıtlara geçmişti. Öte yandan son 13 yılda sadece Affleck örneği bir istisna olmuş ve diğer 12 yıl her iki ödülü de aynı isimler almıştı. 26 Şubat gecesi Damien Chazelle Oscar heykelciğini kaldırıp "Anneme teşekkür ederim, bana müzikal filmleri sevdiren odur" gibisinden laflar söylemeye başlarsa hiç şaşırmayın.

25.01.2017

Polanski'den geri adım



Hatırlarsanız bundan bir kaç gün önce Roman Polanski'nin bu yıl Cesar ödül törenine başkanlık edeceğini duyurmuştum. Ancak işler değişti. Artık "kadının fendi erkeği yendi" mi dersiniz, "geçmişin günahları peşini bırakmadı" mı bilemem ama Polanski başkanlıktan çekildiğini açıkladı.


Fransız sinemasının Oscarları olarak nitelendirilen Cesar Ödülleri'nin bu yılki Başkanı olarak seçilen Roman Polanski 40 yıl önce işlediği bir cinsel suç yüzünden özellikle kadınlar tarafından yoğun şekilde protestolara maruz kaldı. Fransız feminist örgüt "Osez Le Feminism" Polanski'nin başkanlığının "cinsel suç kurbanlarına bir hakaret" anlamına geldiğini açıklayarak herkesi Cesar Ödülleri'ni boykot etmeye çağırdı. Polanski'nin görevi bırakması için 60.000 imza toplayan örgüt günler sonra amacına ulaştı ve yönetmenin avukatı basına bir açıklama yaparak Polanski'nin görevi bıraktığını duyurdu. Bilindiği üzre Roman Polanski için 1977'de 13 yaşındaki bir kıza tecavüz ettiği gerekçesiyle tutuklama kararı çıkarılmış ve ünlü sinemacı ABD'yi terk etmek zorunda kalmıştı.